İhracatçıları yakından ilgilendiren önemli bir mevzuat gelişmesi gerçekleşti. T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın 29 Nisan 2026 tarihli ve 4736908 sayılı yazısına istinaden, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yayımlanan İhracat Genelgesi'nin Geçici 4. maddesinde değişiklik yapılarak ihracat bedellerinin Merkez Bankası'na satış uygulamasının süresi yeniden düzenlendi. Yeni düzenlemeye göre ihracat bedellerinin en az yüzde 35'inin bankalar aracılığıyla Merkez Bankası'na satılması zorunluluğu 31 Temmuz 2026 tarihine kadar uzatılmış oldu.
Yeni Düzenlemenin Özü: %35 Satış Zorunluluğu
İhracat Genelgesi'nin yeni şekliyle Geçici 4. maddesi, ihracatçıların ürettiği döviz girişinin belirli bir kısmının Merkez Bankası'na aktarılmasını öngörmektedir. Düzenlemeye göre yürürlük tarihinden 31 Temmuz 2026 (dahil) tarihine kadar İhracat Bedeli Kabul Belgesi (İBKB) veya Döviz Alım Belgesi (DAB) düzenlenen tüm ihracat bedellerinin en az yüzde 35'i, belgenin düzenlendiği bankaya satılacaktır. Bankaya intikal eden bu döviz tutarı, Merkez Bankası tarafından ilan edilen ve işlem günü için geçerli olan döviz alış kuru üzerinden aynı gün içinde Merkez Bankası'na devredilecek ve Merkez Bankası'nın banka nezdindeki hesabına aktarılacaktır.
Mekanizmanın işleyişine bakıldığında, ihracatçı firmanın belirlenen oran kadar dövizini doğrudan Merkez Bankası'na satması beklenmiyor; aracı banka bu işlemi yürütüyor. İhracatçı, dövizinin yüzde 35'lik kısmının Türk parası karşılığını aynı gün içinde bankasından tahsil ediyor. Bu süreçte ihracatçıya uygulanan kur, Merkez Bankası'nın o gün için ilan ettiği resmi döviz alış kurudur.
İhracatçı Açısından Pratik Sonuçlar
Yeni düzenlemenin ihracatçı firmalar açısından doğurduğu pratik sonuçlar nelerdir? Bu sorunun cevabı, hem nakit akışı yönetimi hem de finansal planlama açısından kritik öneme sahip.
Birincisi, ihracat işleminden elde edilen döviz girişinin tamamı serbestçe ihracatçının elinde kalmıyor. Yüzde 35'lik dilim, yasal olarak Türk Lirası'na dönüştürülerek Merkez Bankası'na intikal ediyor. Geriye kalan yüzde 65'lik kısım ise ihracatçının inisiyatifinde; bu tutar döviz tevdiat hesabında tutulabilir, yurt içi veya yurt dışı yükümlülükler için kullanılabilir ya da ihracatçının ticari ihtiyacına göre değerlendirilebilir.
İkincisi, dönüşüm işlemi için Merkez Bankası'nın resmi döviz alış kurunun esas alınması, piyasa kuruyla resmi kur arasında oluşabilecek farkın doğrudan ihracatçıya yansıyacağı anlamına gelir. Bu durum, ihracatçıların fiyat tekliflerinde ve maliyet hesaplamalarında bu kur farkını göz önünde bulundurmasını gerektiriyor.
Üçüncüsü, işlemin "aynı gün" gerçekleşmesi kuralı, bankacılık operasyonlarının hızlanmasını ve İBKB/DAB düzenlemelerinin daha disiplinli takip edilmesini zorunlu kılıyor. İhracatçıların bankalarıyla yakın koordinasyon içinde çalışması, sürecin sorunsuz yürümesi açısından önem taşıyor.
İBKB ve DAB: Süreç Belgelerinin Önemi
Düzenlemenin merkezinde yer alan iki kritik belge bulunuyor: İhracat Bedeli Kabul Belgesi (İBKB) ve Döviz Alım Belgesi (DAB). Bu belgeler, ihracatçının elde ettiği dövizin yasal olarak Türkiye'ye intikal ettiğini ve banka kayıtlarına geçtiğini belgeleyen temel evraklardır.
İBKB, ihracat bedelinin Türk parasına çevrildiği işlemleri belgelendirirken DAB, döviz cinsinden tahsilatların belgelendirilmesinde kullanılır. Yeni düzenlemeye göre bu iki belgenin düzenlendiği her ihracat bedeli için yüzde 35 oranındaki Merkez Bankası'na satış kuralı işliyor. İhracatçıların bu belgelerin düzenlenme süreçlerini, banka onaylarını ve takip mekanizmalarını eksiksiz yönetmesi gerekiyor.
Düzenlemenin Makroekonomik Çerçevesi
İhracat bedellerinin Merkez Bankası'na satış zorunluluğu, Türkiye ekonomisinin makro çerçevesi içinde değerlendirildiğinde stratejik bir araç niteliği taşıyor. Bu uygulama, Merkez Bankası'nın döviz rezervlerini güçlendirmesi, döviz piyasasında oluşabilecek volatilitenin yönetilmesi ve dengeli bir döviz arzının sağlanması amaçlarına hizmet ediyor.
İhracat hacminin son yıllarda istikrarlı biçimde büyümesi (Nisan 2026'da 25,4 milyar dolar, yıllıklandırılmış yaklaşık 276 milyar dolar) düşünüldüğünde, yüzde 35 oranındaki satış yükümlülüğünün Merkez Bankası rezervlerine sağladığı katkı küçümsenmeyecek boyutlardadır. Bu mekanizma aynı zamanda döviz piyasasının ihracat kaynaklı arzla beslenmesini öngörülebilir hale getiriyor.
Önceki Düzenlemelerden Bugüne: Bir Bakış
İhracat bedellerinin Merkez Bankası'na satış uygulamasının kökleri, son yıllardaki döviz politikası adımlarına dayanıyor. Uygulamanın başlangıcında satış oranı zaman zaman güncellenmiş, dönem dönem yukarı veya aşağı revize edilmişti. Mevcut yüzde 35'lik oran, son düzenlemelerle istikrar kazanan bir denge noktası olarak görülüyor.
Düzenlemenin geçici madde formatında uzatılması da dikkat çekici. Geçici 4. maddenin sürekli olarak yenilenmesi, uygulamanın günün koşullarına göre esnek biçimde yönetilen bir politika aracı olduğunu gösteriyor. 31 Temmuz 2026 tarihinde uygulama süresinin yeniden değerlendirileceği, oranın güncellenebileceği veya uzatılabileceği öngörülmektedir.
İhracatçılar İçin Eyleme Geçirilebilir Tavsiyeler
Yeni düzenleme çerçevesinde ihracat yapan firmaların almasında fayda gördüğü pratik adımlar şunlardır:
Nakit akışı planlaması güncellenmeli. İhracat bedelinin yüzde 35'inin TL'ye çevrileceği gerçeği, kısa ve orta vadeli nakit akışı projeksiyonlarına dahil edilmelidir. Özellikle yurt dışı yükümlülüğü olan firmalar (yurt dışı tedarikçi ödemeleri, döviz cinsinden kredi geri ödemeleri vb.) bu yüzde 35'in döviz havuzlarından çıktığını dikkate alarak likidite planı yapmalıdır.
Mali müşavir ve bankacılık koordinasyonu güçlendirilmeli. İBKB ve DAB düzenlemelerinin zamanlamaları, Merkez Bankası'na yapılan satışın muhasebeleştirilmesi ve KDV iade süreçleriyle entegrasyonu için mali müşavirle ve bankayla düzenli iletişim halinde olmak büyük önem taşıyor.
Fiyatlandırma stratejisi gözden geçirilmeli. Merkez Bankası alış kuruyla piyasa kuru arasındaki farkın doğuracağı potansiyel kâr marjı erozyonu, ihracat fiyatlandırmasında hesaba katılmalıdır. Uzun vadeli sözleşmelerde forward işlemleri veya doğal hedge stratejileri ile bu risk yönetilebilir.
Reeskont kredisi ve diğer destekler değerlendirilmeli. İhracatçıların döviz dönüşümlerine alternatif olarak kullanabileceği TCMB reeskont kredisi gibi araçlar, mevcut düzenlemenin etkisini hafifletecek seçenekler arasında. Bu kredilerin yıllık limitleri ve şartları takip edilmelidir.
Geçici 4. madde takip listesi tutulmalı. Düzenlemenin geçici nitelikte olması, oran ve süre değişikliklerinin yakından izlenmesini gerektiriyor. TCMB ve Hazine ve Maliye Bakanlığı duyuruları düzenli kontrol edilmelidir.
Sonuç
T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın 29 Nisan 2026 tarihli yazısıyla İhracat Genelgesi'nin Geçici 4. maddesinde yapılan değişiklik, ihracat bedellerinin yüzde 35 oranında Merkez Bankası'na satış zorunluluğunu 31 Temmuz 2026 tarihine kadar yürürlükte tutmaktadır. Bu düzenleme hem Türkiye'nin döviz rezerv yönetimi politikası açısından stratejik bir araç hem de ihracatçı firmalar için doğrudan finansal sonuçları olan bir yükümlülüktür.
İhracat yapan firmaların bu düzenlemeyi yalnızca bir bilgi notu olarak değil, nakit akışı, fiyatlandırma ve operasyonel planlamayı etkileyen bir gerçeklik olarak ele alması büyük önem taşımaktadır. Mali müşavirlerle, ihracat danışmanlarıyla ve bankalarla yakın koordinasyon içinde çalışmak, hem yasal uyumun sağlanması hem de finansal verimliliğin korunması açısından kritik bir öncelik olmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde uygulamanın 31 Temmuz 2026 sonrası nasıl şekilleneceği, döviz piyasasındaki gelişmelere ve ekonomik koşullara bağlı olarak yeniden değerlendirilecek.
Kaynak: TCMB İhracat Genelgesi, T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı 29.04.2026 tarih ve 4736908 sayılı yazısı